Yazı Detayı
12 Haziran 2017 - Pazartesi 11:24
 
ORTADOĞU’DA MÜSLÜMAN OLMAK
Mahmut Temel
mahmut.tml16@outlook.com
 
 
 
 

 Bölgede cumhuriyet ve demokrasi ile idare edilen, tek Müslüman ülke olan Türkiye, 80 milyonluk nüfus potansiyeli, zengin yeraltı kaynakları, dünya güç dengesini etkileyebilecek çok yönlü çıkar ve güç çatışmalarına sahne olan, Ortadoğu’daki petrol kaynaklarına yakınlığı ve Orta Asya’daki Türk devletleri ile entegre olabilme avantajı sağlayan jeopolitik konumu,  ayrıca her geçen gün gelişmekte olan ekonomik ve teknolojik gücü ile bölgede mevcut politik, askeri ve ekonomik dengeyi bulunduğu tarafa kazandırabilecek milli güce ve coğrafyaya sahip bir bölge devletidir. Ayrıca besin ihtiyaçlarını kendi kaynaklarından karşılayabilen dünyadaki nadir ülkelerden birisidir.

 

Özellikle İkinci Dünya savaşından sonra nükleer bir dengenin kurulması ile sıcak savaştan kaçınılmış, bununla beraber terörizm gün geçtikçe yaygınlaşmıştır. Bazı devletler savaş ve diplomasi ile kazanılmayan sonuçları elde etmek, korkutmak ve itaat ettirmek için terör faaliyetlerine başvurulmuştur. Türkiye gibi stratejik önem ve güce sahip ülkelerin de terör ortamında tutulmaya, teröre bağımlı hale getirilmeye çalışılmasında, bu ülkelerin bir takım küresel devletlerin çıkarlarına aykırı şekilde güçlenmeye başlamaları bir sebep teşkil ediyor. Kısacası terör, bir siyasi mücadele aracı olmaktan çıkıp, bir ülkenin bir başka ülkeyi zayıflatmak ve istikrarsızlaştırmak için kullandığı bir araç haline gelmektedir.

 

 2010 yılında Tunus’ta Yasemin Devrimi olarak başlayan ve sonrasında Mısır, Libya, Suriye’ye sıçrayan ayaklanmalar, gün geçtikçe tüm bölgeyi sardı.  2011 yılı başlarında Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yı saran Arap baharının böylesine kitlesel ve hatta bölgesel halk hareketine dönüşmesi şüphesiz ki sosyal medyanın büyük katkıları ile olabilmiştir. Tunus’ta başlayan ve kısa bir sürede tüm bölgeyi etkisi altına alan Arap baharı sürecinde, sosyal medyanın baskıcı rejimlerin devrilme sürecindeki rolü tüm dünyada kabul edilmiştir. Arap baharının kitlesel niteliğe dönüşmesinde ve diğer ülkelere hızla yayılmasında teknolojinin etkisi büyük olmuştur. Özellikle Tunus ve Mısır’da internet, siyasete ivme kazandıran işleviyle ön plana çıkmıştır.

 

 

Geçen sürede Orta Doğu’da yaşananlara baktığımız zaman, ABD’nin ısrarla ismini “BAHAR” koyduğu bu sürecin aslında Müslümanlar açısından hiç de bahar olmadığını görebiliriz. Müslümanlar birbirini öldürüp düşman haline geldi. Mezhepsel ayrılıklar ortaya çıktı ve Müslümanlar farklı kimliklere bürünüp kendisi gibi düşünmeyeni tekfir etmeye başladılar.

 

 

 Arap baharı devrimlerinin uzun yıllar daha bölgesel etkilerinin devam edeceğini düşünüyorum. Özellikle bölgede petrol gerçeği oldukça emperyalist devletler bölgedeki emellerinden vazgeçecekmiş gibi durmuyorlar.

 

Aslında bu olayların temelinde sadece petrol yok, olayların temelini aslında İslam oluşturuyor. Bölge halklarının yüzde 90’ından fazlasının Müslüman oluşu ve bu Müslümanların tarihte ellerine fırsat geçtiğinde neler yapabildiklerinin Avrupalı ve ABD’liler tarafından tecrübelerle sabit oluşu dünyada bir korku yaratmıyor değil. Tabi bölgenin genel beşeri yapısı Müslüman olunca bir de bu topraklar doğal kaynaklar bakımından zenginse o zaman o bölgede güçlü otoritelerin varlığı dünyanın egemen güçlerini rahatsız ediyor. Bir şekilde buradaki insanların huzursuz edilmeleri hatta öldürülmeleri gerekiyor onlar için. Bu anlamda yapılacak en mantıklı hamle aralarında dinsel, mezhepsel, bölgesel, ırksal veya mali ayrılıklar yaratarak zaten hırçın ve savaşçı kişiliği olan insanları birbirlerine öldürtmektir. Bu politika sayesinde başarılı olunmuyor değil, Ortadoğu’da şimdilik bir milyonun üzerinde insan öldü bile. Bu insanların azımsanmayacak kısmı gençler ve çocuklardan oluşuyor.

 

 

Birde bu olayların ekonomik boyutları var tabi, bu olaylar her ne kadar Ortadoğu bölgesinde ekonomik anlamda yıkıma yol açsa da Ortadoğu’ya silah satan ülkeleri mutlu edecek nitelikte gelir artışı yarattığı da bilinen bir gerçek, hal böyle olunca bu ülkeler tarafından kışkırtma ve provokatif eylemler kesilmiyor.

 

 

Türkiye’nin son iki senedir Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyeleriyle ilişkisini artırdığı gözleniyor, bunların başında da Katar geliyor. Zengin yeraltı kaynaklarının sağladığı ekonomik güç ile yüksek refah seviyesine erişen Katar, son dönemde finansal gücünü önemli bir siyasi araç olarak kullanarak bölgesel ve uluslararası etkinliğini arttırmaya çalışmıştır. Rusya ve İran’dan sonra en büyük doğal gaz rezervine sahip ülke olan Katar Arap Baharından etkilenmeyen nadir bölge ülkesidir.

 

 

Türkiye ile Katar arasında 19 Mart 2015’de imzalanan askeri işbirliği anlaşması ikili ilişkiler açısından yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. İkili ilişkilerde Katar’ın ve Türkiye’nin Suriye, Mısır ve özellikle bölgede tehdit oluşturan IŞİD Terör Örgütü konusunda ortak tavırları kilit rol oynamaktadır. Türkiye-Katar ilişkileri güvenlik dışında ekonomik gelişmelere de sahne olmaktadır. Her iki ülkenin de diğeri üzerinde milyarlarca dolarlık arazi ve inşaat yatırımları vardır. Ayrıca yine Katar’dan Türkiye’ye bir doğal gaz boru hattı yapılması da planlanan yatırımlar arasındadır.

 

 

Türkiye ve Katar arasındaki bu stratejik yaklaşımlar ve her iki ülkenin bölgede ki liderlik rolü birilerini rahatsız etmiş olacak ki Katar’a karşı yaptırımlar devreye girmeye başladı. Diz çöktüremedikleri iki ülkenin direncini kırmak ve yaptıkları atılımlara karşılık ince mesajlar vermek suretiyle başlatılan bu harekete Arap ülkeleri alet ediliyor.

 

 

Dünyada terörü açık açık finanse edip büyüten AB ve ABD'ye karşı ses çıkaramayan bir gurup İslam ülkesi, terörü bahane edip Türkiye’nin en büyük müttefiklerinden Katarla diplomatik ilişkileri durdurma kararı aldı. Elbette ki bu hamle manidar bir gelişilmedir. Bu hamle ile Katar üzerinden Türkiye’ye nasıl mesajlar verildiğine geniş pencereden bakmak gerekiyor. Ama burada asıl üzerinde durulması gereken şey Müslüman ülkelerin buna neden alet olduğudur. Yüzbinlerce kadının, çocuğun sebepsiz şekilde öldürüldüğü bir coğrafya da bu zulme ses çıkarmayan Arap ülkelerinin ABD’nin yönlendirmesiyle bir Müslüman ülkeyi terörle suçlaması ve diplomatik savaş başlatmasını nasıl izah edebiliriz? Bu yaşananlar gösteriyor ki İslam coğrafyasında akan kan ve gözyaşının sorumlusu aslında sorumsuz Müslüman devletlerdir. Şeytana niye şeytanlık yapıyorsun demek çok saçmadır. Şeytan görevini yapıyor Müslümanları birbirine katmaya çalışıyor. Bizim asıl sorgulamamız gereken Müslümanların buna neden alet olduğudur? Bir olan Allah'a inanıyoruz, Onun gönderdiği peygamberlere ve indirdiği kitaba inanıyoruz. Hepimiz aynı kıbleye dönüp Allah'a secde ediyoruz. İbadet ve inançlarımız ortak görünüyor. Âmâ küffarla mücadeleye gelince neden yollarımız hiç kesişmiyor ve neden Cennet için çalışanlar Cehennemliklere karşı ortak mücadele veremiyor? O zaman demek ki İslam âleminin kıldığı namazı da inancını da yaşantısını da gözden geçirmesi gerekiyor. Kıldığımız namazda okuduğumuz Hac Suresinde Yüce Allah: " Kendilerine savaş açılan Müslümanlara, zulme uğramaları sebebiyle cihat için izin verildi. Şüphe yok ki Allah'ın onlara yardım etmeye gücü yeter" buyuruyor. Yine Bakara Suresinde : " Hiç bir zulüm ve baskı kalmayıncaya ve din yalnız Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın!" buyuruluyor. Al-i İmran Suresinde : " Müminler müminleri bırakıp kâfirleri dost edinmesinler. Kim bunu yaparsa Allah ile hiç bir dostluğu kalmaz” deniliyor. Peki, tabloya baktığımız zaman Müslümanlar hangi ayete göre hareket ediyor? Uyanık olması gereken Müslüman uyumaya ve kendini kullandırmaya devam ediyor.

 

Emperyalistler bizi hem ekonomik, hem sosyal, hem siyasal ve hem de inanç yönünden yıpratmaya parçalamaya devam ediyorlar. Bu parçalanışın tek bir çözümü var. O da bize farz kılınan Kur’an’a sımsıkı sarılmak, bize gönderilen emir ve yasaklara uymak, birlik olup ferasetimizi korumaktır. Müslüman birlik olursa kazanacaktır. Müslüman etnik ve mezhepsel ayrışmalardan kurtulup, davasını kişisel menfaatlerinin önüne geçirdiği anda kurtuluşa erecektir.

 

Rabbim tüm İslam âlemine birlik ve beraberlik nasip etsin. Yaşadığı gibi inanan değil inandığı gibi yaşayan bir toplum olabilmeyi nasip etsin. Bir buçuk milyarlık İslam âleminde akan kan ve gözyaşının son bulmasını, tüm dünyanın Kuran esaslarına göre şekillenmesini nasip etsin. Rabbim İslam âleminin ve dünya mazlumlarının umudu olan cennet vatanımıza güç ve kuvvet versin. Taşıdığımız İslam sancağının en yükseklere çıkacağı ve Hakkın Batıla karşı galip geleceği günleri görebilmeyi bizlere nasip ve Müyesser eylesin! Amin!

 

 

 

 

 

 

 

 
 
 
Etiketler: ORTADOĞU’DA, MÜSLÜMAN, OLMAK,
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
BİZİM GAZETE
Puan Durumu
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Beşiktaş
77
73
3
8
23
34
2
Başakşehir
73
63
3
10
21
34
3
Galatasaray
64
65
10
4
20
34
4
Fenerbahçe
64
60
6
10
18
34
5
Antalyaspor
58
47
10
7
17
34
6
Trabzonspor
51
39
11
9
14
34
7
Akhisar Bld.
48
46
14
6
14
34
8
Gençlerbirliği
46
33
12
10
12
34
9
Kasımpaşa
43
46
15
7
12
34
10
T.Konyaspor
43
40
13
10
11
34
11
K.D.Ç. Karabük
43
38
15
7
12
34
12
Alanyaspor
40
54
18
4
12
34
13
Kayserispor
38
47
16
8
10
34
14
Osmanlıspor FK
38
37
14
11
9
34
15
Bursaspor
38
34
18
5
11
34
16
Ç. Rizespor
36
44
18
6
10
34
17
Gaziantepspor
26
30
22
5
7
34
18
Adanaspor
25
33
21
7
6
34
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Haber Yazılımı